6 Kasım 2016 Pazar

VEDA 44 (Berna)

   Aklıma geldikçe delirecek gibi oluyordum. Kıskançlık ya da içinde sevgi kırıntısı barındıran herhangi bir duygu değildi hissettiğim. Kızıyordum. Beni aptal yerine koyan tüm o insanlara, belki de daha çok kendime kızıyordum.  
    Telefon çaldığında hastanenin girişindeydim. Oktay’ın sekreteri arıyordu. Ameliyat ettiği hastası gelmiş, ısrarla kendisini görmek istiyormuş. İzinden ne zaman döneceğini soruyordu. Kendisiyle yarım saat önce konuştuğumuzu, hala yoğun bakımda olduğunu söylediğimde ve neden zırt pırt aradığını sorduğumda Oktay’ın durumundan haberi olmadığına, çok üzüldüğüne ve şaşırdığına dair bir dolu laf sıralamıştı. Ben daha önce kim bilir kiminle konuşmuşum? Öğrenmek falan istemiyordum. Oktay’a aldığım eşyaları ve cüzdanını ağabeye verdikten sonra Onur’u bile görmeden çıktım, taksiye bindim.
    Bizim araba havaalanındaydı. Belki nereye park ettiğini bulamayacaktım ama tek tek aramaya razıydım. Olmadı bir uçağa biner giderdim. Halihazırda yirmi gün iznim vardı. Zaten İstanbul’a bunun için gelmemiş miydim? Artık kalmam için de bir sebep kalmamıştı.
   Taksinin arka koltuğunda, camın önüne dirseğimi dayamış oturuyordum. “Kaçmak çözüm değil” dedi bir ses. “Bekle de biraz konuşalım. Üstelik her şeyi yanlış anlıyorsun.” “Artık konuşmak istemiyorum.” Dedim. “Anlamadım?” Dedi, taksinin iri yarı, arabaya tıkıştırılmış görünümlü şoförü. “Size söylemedim.” Diye cevap verince koltuğuna gömüldüğünü fark ettim.
   Camın dışında, yansımamın olması gerektiği yerde Oktay’ın silueti vardı. Kafa kafaya vermiş oturuyorduk. Yolu çevreleyen ağaçların ya da yüksek binaların gölgesinden geçerken belirginleşiyor; güneş içeri sızdığı anda silikleşiyordu. “Gelme” dedim “artık seni bile görmek istemiyorum.” “Hastasın sen, bensiz yapamazsın.” Dedi alt geçide girmeden hemen önce.  Yanılıyordu.
   Havaalanına girdikten sonra bir süre ne yapacağıma karar vermeye çalıştım. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım çarkı döndüremiyordum, kafamın içi bomboştu. Sanki bembeyaz bir ışıkla çevrelenmiş gibiydim. Aydınlık beni düşünemez hale getirmişti. Etrafta dolanan insanlar vardı ancak teki bile alanı dolduran eşyalardan farklıymış gibi gelmiyordu. Ben de düşünmekten vazgeçtim. Zaten bir planım yoktu. O andan sonra da olacak değildi. Otoparka yöneldim. Tek tek katları gezmeye başladım. Yarım saat kadar sonra ateş kırmızısı tamponu gözüme çarptı. Anahtarı çıkardım. Kapıyı açmamla birlikte o bildik koku burnuma doldu. Midemin bulanmasına ve sabah yediğim omletin, içindeki maydanoz kalıntılarıyla birlikte ön lastikleri boyamasına engel olamamıştım. Bulantı o kadar fazlaydı ki, ağlamaya başladım. Öyle hıçkırarak falan değil ama sarsılarak. Nereden ve neden geldiğini anlayamadığım gözyaşları ara ara öğürmelerle kesiliyor sonra yeniden akmaya devam ediyordu. 
   Anahtarı ön koltuğa attım, kapıyı kapattım, otoparktan ayrıldım. Bir tuvalet bulup yüzümü yıkadım. Daha iyi hissediyordum. Tuvaletin giriş kapısının hemen karşısında boş bir tezgah vardı. Oraya çıkıp oturdum. Duvardaki prizlerden birine telefonumu taktım. Şarjı bitmek üzereydi. 
   Seyahat acentelerinin sitelerinde dolanmaya başladım. Kendime bir tur arıyordum. Bugün ya da yarın çıkışlı bir seyahat bulamadım. Avrupa’nın herhangi bir yerine giden uçakların bilet fiyatlarına baktım. Dubrovnik’te karar kılmıştım. Uçuşa sadece birkaç saat vardı. Önce bileti sonra da yurt dışı harç pulunu alacaktım. Dış hatların olduğu kata gitmek üzere tuvaletten çıktım. 

16 yorum:

  1. Öfke yakışmış kararlılığına
    Dubrovnik nerden geldi aklına , okurken gülümsedim

    Güzel gidiyor, devam et
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Ay ne bilim. Berna'ya iyi gelir diye düşünmüştüm :)) Aklına estiğinde çekip gitmek güzel olsa gerek. Bahanesi de var nasılsa ;)

    YanıtlaSil
  3. Yine başı hızlı geçmiş. Ömür gelmiş. Oktayı soruyor. O da telefondaki sesin o olduğunu bilmiş. Yalanına inanmamış kızmış gitmiş. İşin ayrıntısını neden öğrenmemiş.çok güç anlaması. O kadar heyecanlı bir karşılaşmanın detayını bilmeyi hak ediyorduk. Bir de telefonuna acayip mesajlar geliyordu o kısım havada kaldı. Bağlayacak mısın bir yere bilmiyorum ama. Hadi okuyorum yine merak etme. Kızdım mızdım yazmıcam okumucam dedim ama sevdiğim bloglardan vazgeçemedim. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anahtar 42. Bölüm
      Sevgiler ve de öpücükler.

      Sil
  4. Dubrovnik. İyi seçim:) Yeniden doğmuş gibi iyi gelecek Berna'ya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana lazım aslında bi dubrovnik 😂

      Sil
  5. Berna'yı güzel bir sürpriz bekliyor sanki:) Sevgiler...

    YanıtlaSil
  6. Dubrovnik...hadi bakalım iyiy yolculuklar.
    Yüreğine sağlık..
    Yoksa,yoksa Berna hamile mi ? Haha ha klasik oldu neyse olsa fena olmazmıydı aslında ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Klasik olsun yaa, çocuk iyidir bazen 😉

      Sil
  7. Berna'yı güzel bir sürpriz bekliyor sanki

    YanıtlaSil
  8. yeni keşfettim blogunuzu ve okumaya başladım

    YanıtlaSil
  9. Berna Dubrovnik'ten dönmedi mi hala?:)

    YanıtlaSil
  10. Bloğunu çok beğendim takibe aldım bana da beklerim
    https://netgaste.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil
  11. Uzun zamandır yeni bölüm yok herhalde sevgili Elif tamda heyecanlı yerinde kaldı :). Sanki Merih haklımı ne benimde ilk aklıma gelen oydu. Ama affetmeli mi Oktay'ı bilemedim. Ben olsam affetmezdim. Devamını bekliyorum heyecanla inşallah en kısa sürede gelir. Ama dikkat ettim de devamı gelecek yazmamışsın!

    YanıtlaSil
  12. Çoox maraqlıdır amma mən niyə belə gec tanıdım ki, bu bloqu? Oxunacaq hələ 43 bölüm var arxada. Nə isə. Mən əvvəlki bölümləri oxumağa başlayım, siz də yeni bölümləri yazmağa :) Uğurlar.

    YanıtlaSil