AŞK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AŞK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2016 Cuma

TAMPON İLİŞKİ

 Bana kapılman, en büyük pişmanlığın ve belki de sonun olacak. Karşılık bulamayacağını bilmeksizin bekleyip, isteyeceksin.
 Vazgeçip tüm gerçeklerinden, denizi koca bir yalandan ibaret, gücümün artık ancak kendisini onarmaya ve aydınlatmaya yettiği limanıma demir atacaksın.
 Her gününü, şehrimin sokaklarında adımladığımız anların hayalini kurarak geçireceksin. Oysa bu şehir defalarca kez yıkıma uğradı ve her bir sokağı aynı moloz yığınına çıkıyor. Sen bunu bilmiyorsun ve görmene asla izin vermeyeceğim. Bu belirsizlik seni hasta edecek. Sen bu hastalığı aşk sanıyorken, her an, tekrar tekrar yanacaksın ve ben senin küllerinden bir daha asla yanmayacak ve yıkılmayacak olan koca bir şehir inşa edeceğim. Asma bahçeleri ile bezeli, denizi hırçın, rüzgarı hoyrat ve limanı batık koca bir şehir. Adı BEN olan.
 Cevap ver. Bunu gerçekten istiyor musun?

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Arzuhal

 Bu hayatta, en çok sevdiğim kişi sen değilsin. Ama sen, beni çok sev istiyorum. Çünkü senin en çok, beni sevmelerini seviyorum. Hayır, hayır! Bencillik değil bu. Bu, sadece zamanlama hatası. Aynı noktalardan, farklı zamanlarda geçiyor olmanın yanılgısı. Bir an gelecek, duygularımız aynı yoğunluğa erişecek. Ama sadece bir an ve sonrasında, sevmiyor hallerini bile seviyor olacağım. Yorgunluklarını, kaprislerini, hatta en çekilmez ve hasta hallerini. Ama bugün; bugün çok sev beni.

7 Mayıs 2016 Cumartesi

ADI AŞK OLSUN BU EZİYETİN

  Bana bir engel koy. Ardında aşk, aramızda mesafe hariç herşeyden biraz olsun. 
 Yakın ol ki ateşinle yanayım, kül olayım da seni sevmekten asla vazgeçmeyeyim. 
 Yüzünü görmediğim her gündüzün gecesini böl.  Kabusunda boğulmaya bile razıyım. 
 Zor ol. İnsan bencildir. Herşeyi siler atar da emeklerine kıyamaz.  Sen kendin ol, kendin ol ki başkasından bir nebzeyi dahi sevmiş olmayayım.

14 Nisan 2016 Perşembe

Büyük Pişmanlığım; AŞKA KİLİT

  Olmuş olmuş. Gecenin bir yarısı olmuş. Saat 00'ı geçip de hala uykuya dalmamış olmak kör bir kuyunun kenarında sallana sallana dolanmak gibi. Düşmen gerektiğini bilirsin ancak yaklaşmak dahi istemezsin. Kuyunun bu tarafı ne olup bittiğini az çok bildiğin taraftır. Diğer taraf ise karanlık. Hangi rüyanın içerisinde kaybolacağını kestiremezsin. O rüyalardan birinde son nefesini vermeyeceğinin garantisi yoktur.

   Ah gençliğim. Ah çok çok eskilerde kalanım. Körpe ruhum. Yatağa dertsiz tasasız girdiğim günlerim. Ne çok özlüyorum bazen aynadaki yirmili, otuzlu yaşlarımı.
Geleceğe karşı kaygısızlığımın gözlerimde pekiştirdiği canlılığı.  Şimdi gözbebeklerim puslu, göz küremin çevresi tomar tomar buruşuk deri katmanlarıyla çevrili.

  Ne çok beklentim olmuş yaşlanmaktan. Aşık olmak geçmiş defterlerin hanesinde kalacaktı örneğin. En son sevdiğim bugün yatağımda uyumakta olan zatı muhterem olacaktı. Torun torba sevip, eşe dosta ziyafetler veren nur yüzlü bir babaanne, anneanne olacaktım. Kırıp dizimi oturacaktım hanemin bir köşesinde. Evim barkım tek olacaktı, varım yoğum ahiretliğim...

  Yaş almak diye adlandırarak boyadıkları gönül gözümmüş meğer. Gönül yaşlanmıyormuş hiç. Şu aptallığa doymayan buruşuk kafa, yaşlandıkça ağarıyor, ağırlaşıyor da, derde tasaya dur diyemiyormuş.

  Zamanında atmasına izin vermem gerekiyormuş aşk aşk diye çarpan kalbimi, bilemedim. Huzurdan öte seçenek yok dedim, ben aklı büyük olanlardanım, aşk da neymiş dedim. Bugün evlilik kararını aldığım yer, zaman, boyut her anı didik didik aklımda.

   Zamanı durdurmak mümkün olsaydı eğer o günden bir yıl öncesinde durdurmak isterdim. Aşka hayır dediğim o gecenin akşamında. Kalbim yanında telaşla çırpınıp da nefesimi kesiyorken, tüm hücrelerime ecel terleri döktürüyorken. Korkmak da neymiş, aşktan kaçacak kadar gerçeklerden korkulur mu? Bu gri dünyadan korkulur mu? Ne saçmalık, nasıl da büyük aptallık. Şimdi geri dönüş mümkün olsa geçen tüm o karanlık günleri geri sarıp da yanına dönmek, göğsünde nefes aldığım o bir saate dönmek isterdim. Bir saatçik daha kalbinin atışlarında eriyip, son nefesimi vermek isterdim. Yaşadığım onlarca sene hep bunu istedim.  

    Çoktan uyumuştur şimdi. Yaşlanmanın erkek ile kadındaki en zıt belirtisi. Uyku ile uykusuzluk.

    Erkeklere özenmek ile geçen bir ömür sonrasında yine aynı noktaya geliyorum işte. Bugün böyle hissedeceğimi bilseydim yirmi yıl önce yine o kadar güçlü bir yaşama arzusu duyar mıydım acaba. Hasta yatağında sadece nefes alıp vermelerden ibaret yaşantımı, ait olduğumu sandığım adamın sesine tutunup da sürdürmeye çabalar mıydım, bilemiyorum.

   Gereksiz sorgulamalar, itici ve de karmaşık düşünceler; işte geldi benim uyku kaçıranlarım.

-Vay vay vay! Hoş geldiniz efendim, ne alırdınız?
….
-Fazla kalmaya niyetliyseniz ben bir sigara yakacağım, siz de ister misiniz?
…..

-Aaa, yapmayın ama! Kim demiş düşüncelerin kötü alışkanlığı yoktur diye. Siz, benim istediğim ne varsa yapmaya mecbursunuz. Buyrun, buyrun. Hem belki biraz duman altı olur, kaybolursunuz da uykuya giden bir açıklık kalır kuyunun ağzında.

9 Nisan 2016 Cumartesi

ANILARDAN GELEN

Bir otel odasında, gece yarısı...
Saatler süren avare yürüyüşün ardından, ellerim görevi teslim almış. Parmaklarım bilgisayarın tuşları üzerinde, başıboş ve de serseri. Onu da birbirinden habersiz, amaçsız, kaygısız. Kursağımda, aşk cümleleri ve özlemini duyduğum duygular yüreğimde.
Geçmiş; karanlık ve soğuk. Geçmiş; bir o kadar heyecan dolu. Heyecan denilen duygu artık tastamam geçmişte kalmış. An heyecanı anılarda bırakmaya alışma anı. An huzur anı.
Fakat….
Anılardan kopup gelen, anın huzurunu bozan o ses… Kulaklarımın duyamayacağı kadar uzaklardan gelip de tüylerimi ürperten ses. Senin sesin. Kokunu ardından sürükleyen, yüreğimin zarını titreten sesin.
Ve anıların ile kokunu karıştırıp, kalbimde yeniden taht kurmaya çalışan hayalin. Tıpkı sen; bencil, kibirli ve uykularımın düşmanı.
Dünüm, geçmişim, şuanın gerisinde kalanım. Ve hep geçmişte kalacak olanım. Benim olmayanım. İyi geceler.
An huzur anı…


29 Ocak 2016 Cuma

ÇIKMAZLAR

Dilinin ucunda kal demek duruyorken
Git diyecek kadar küskünse yüreğin,
Birbirinden kısır anılar doğuruyorsa
Yalnızlığa mahkum zavallı kaderin,
Köşeye sinmiş, ürkek bir çocuk ise
Aynaya baktığında gördüğün suretin,
Bir cesedi sürükler artık attığın her adım,
Kalan son kuvvetin.

(YA DA)

Çek git hayatımdan demek istiyorken
Kal diyecek kadar acizse dilin,
Birbirinden kötürüm günler sunuyorsa
Acımasıza ilişik zavallı kaderin,
Başı yere eğik masum bir çocuk ise
Aynaya baktığında gördüğün suretin,
Bir cesedi sürükler artık attığın her adım,
Kalan son kuvvetin.











10 Ocak 2016 Pazar

İLİŞİKSİZ

Biz bu evde üç kişiyiz;
Sen, ben ve yalnızlığım.
Senin yanında seven bir kadın var,
Benim yanımda vurdumduymazlığın.

9 Ocak 2016 Cumartesi

SONSUZ AŞK

Ne dost, ne düşmandım
Kaçıyorken geçmişten
Kimsesiz kaldım. 
Ön koşulsuz sevdim seni
Dermeçatma.. 
Kalbin;

Her an yıkılabileceğine inandığım,

Geçici bir sığınak
Bir gece ansızın,
Bir adım önümde kurulan.


Şefkat örülü duvarları,
Çatısı camdan.
Geceleri yıldızların 
Titrek ışıklarıyla aydınlanan.
Odaları çocukluğum,
Bahçesi gençliğim kokan.
Yaşlılığımı ektim 
Saksılarına sonradan
Kalbin
Artık benim yuvam

Bir el arar insan ömür boyu. 
Uzansın ister topraktan, 
Ve bağlasın bedenini, 
Toprağa. 
Sıcacık, 
Bir dost eli.. 
Ya da bir kalp, 
Kendi için atan yalnızca; 
Tertemiz, apaydınlık.. 
Özün karanlığına, 
Ve inat karamsarlığına, 
Zihninin. 
Yıkasın ister gökkuşağı, 
Gecelerin zifirini 
Bir de gündüzlerin 
Solgun, 
Sonbahar güneşini. 
Ve bir ses; 
En yumuşak tondan.. 
İnadına, 
En tiz notalarına ömrün. 
Dönen dünyaya 
Ve inat başına 
Soluklanmak en durağan sularında 
Şefkatin 
Ve anne sıcaklığında 
Aşkın..
Tek heceye sığmayan,
Yoğun duygulanımına
Ve inat dünyanın karamsar,
Kötümser maddeselliğine..
İnat çürümeye mahkum,
Soğuk bedenlerin;
Ruhunu,
Ruh ile sarmalamak.