17 Ekim 2016 Pazartesi

VEDA 41 (Berna)

    Şu aldatma, ihanet vs. tantanası bitecek miydi acaba? Şebnem’e anlattığım için çoktan pişman olmuştum. Tek başıma daha iyi başa çıkabiliyordum. Şimdi bir de o, bu ne der kaygısı başlamıştı. Artık çevremde, alacağım kararları sorgulayan bir dolu insan olacaktı ve bundan daha can sıkıcı bir hal düşünemiyordum.
   Şebnem, Oktay’ın durumunu bilmiyor olsa gerekti, yoksa şu ana kadar kim bilir kaç kez arardı. Hoş, Oktay’la ilgili anlattıklarımdan sonra bir daha onun yüzüne bakacağını sanmıyordum. Çoktandır görüşmüyorlardı da zaten. Yine de beni yalnız bırakmayacağını tahmin edebiliyordum.
   Onur’un mutfağı toplamasına yardım ettim. “Biraz yatıp, dinlenmek ister misin?” Diye sordu. Hastaneye dönmem gerekiyordu, burada kalıp dediğini yapacak kadar umursamaz olamamıştım hala. Boynuma dolanmış görünmez bir kement vardı ve her ne kadar istemiyor olduğumu düşünsem de beni Oktaylı yollara sürüklüyordu.  
“İhtiyacım yok Onur’cuğum. İyi hissediyorum. Benim artık Oktay’ın yanına dönmem lazım. Sen de gelecek misin?”
“Geleceğim tabi ki de. Bunun için izin aldım. Seni yalnız bırakacak değilim.” Dedi.
  Böylesi anlarda, bana, Şebnem’in verdiğinden daha fazla değer verdiğini düşünüyordum. Gerçi Onur genel olarak düşünceli bir insandı ve bu konuda onun bir benzerinin daha olmadığına kalıbımı basabilirdim. Hatta her açıdan dört dörtlük olduğunu düşünüyordum. Gerçeğin ne kadar da başka olduğunu öğrenmeme ise çok az kalmıştı.
  Mutfaktaki işler bitince portmantoda asılı duran küçük çantamı sırtıma geçirdim. Ayakkabılarımı giyip dışarıda asansörü beklemeye koyuldum. Asansör geldiği sırada Onur da çoktan kapıyı kilitleyip yanıma gelmişti.  Ben asansöre girdim. Onur tam bineceği sırada, telefonu çaldı. Ekrana baktıktan sonra içeride telefonun çekmeyeceğini ve önemli bir görüşme yapması gerektiğini söyleyip orada kaldı. Ben onu aşağıda bekleyecektim. Telefonun zil sesi uzaklaşmakla birlikte duyulmaya devam ediyordu. Onur’un neden hala cevap vermediğini anlayamamıştım. Madem açmayacak, neden benimle gelmedi ki diye düşünüyordum. Bu arada üst katlarda bir kadının öfke dolu sesi gelmeye başladı. Tam olarak ne söylediğini anlayamıyordum. Bir süre sonra ses kesildi. Beklemeye başladım. Aşağıda yaklaşık beş, on dakika kadar beklemiş olmama rağmen Onur hala gelmemişti. Onu aramak üzere çantamdan telefonumu çıkarmak istedim. Çantanın tüm gözlerini kontrol ettiysem de telefonu bulamamıştım.  Mutfakta unutmuş olmalıyım diye düşündüm. Tekrar asansöre bindim ve ikinci katın düğmesine bastım.  Onur’u bıraktığım yerde bulmayı bekliyordum ancak orada değildi. Belki tekrar eve girmiştir diyerek kapısında Şebnem’in yaptığı eprimiş süsün asılı olduğu dairenin zilini çaldım. Kimse yanıt vermiyordu. Belki de tuvalete gitmişti ve kim bilir ne zaman çıkacaktı. Binanın çıkışındaki banklara oturup bekleyeyim, nasılsa gelir diye düşündüm. Asansörün düğmesine bastım, kapısı açılınca bindim. Zemin kat tuşuna bastım. Asansörün yukarı çıkmakta olduğunu fark etmemiştim. Kapı açılır açılmaz öne doğru bir adım attım ve Onur ile burun buruna geldik. Asansörün tam karşısındaki dairenin kapısında bir kadının dikildiğini de hemen sonra, gözlerimi Onur’un kafasının sağ arka tarafına doğru kaydırdığım anda gördüm. Eğer ki kadın ani bir hareketle kapıyı kapatmasa ve aynı anda Onur telaşla kafasını arkaya çevirmese; sonrasında bana neden orada olduğuna dair anlattığı o saçma sapan hikayeye inanabilirdim. Yine de inanmış gibi yaptım. Hayal kırıklığına uğramamış gibi, eğer bir gün gelir de Şebnem olanları öğrenirse neler olabileceğine dair hiç endişe duymamış gibi ve en önemlisi bu dünyada halen saf ve temiz insanların yaşıyor olabileceğine inanıyormuş gibi. Gerçek ise bambaşkaydı. Yine de aynı gerçek, her ne kadar kulağa saçma gelse de, Oktay’a karşı merhamet duymaya itmişti beni. İlk kez yapmış olduğu her hatayı anlamaya ve kabullenmeye hazır olduğumu hissettim. Oktay’a karşı olan öfkemin fazlasıyla azaldığını hissettiğim o anda ise tüm endişelerimi bir kenara bıraktım ve Onur’u affettim. Hatta içten içe ona karşı minnet bile duyuyor olabilirdim. Eğer ki evli olduğu ve aldattığı kadın, özbeöz kardeşim, Şebnem olmasaydı.  

  Takip edenler bilir ki burada genelde bir "devamı gelecek" yazardı ancak devam ettirip ettirmeme konusunda çok kararsızım . Bence hikaye burada biter. Siz ne düşünüyorsunuz?

21 yorum:

  1. Bence bir bölüm daha olabilir... Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Affederek baya büyüklük göstermiş.Takdir ettim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben olsam affetmezdim herhalde, sevgiler ;)

      Sil
  3. Bence çok akıcı ve devam etmeli. Yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Devam edecek sanırım, aklımda çeşitli fikirler var :)

      Sil
  4. Bu arada mim konusunu bloğumda yorumlar bölümünde cevaplıyorum ve zarif davranışınıza teşekkür ediyorum... birazdan okuyabilirsiniz.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asıl ben teşekkür ederim, hemmen bakıyorum.

      Sil
  5. Elifim ben o kadar çok bölümünü kaçırdım ki .... Ancak kaybımı tamamlayınca cevap verebilirim ...
    Kalemini seviyorum biliyorsun ...
    Sevgiyle kal

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi, hadi bakalım ;)
      Sevgiler bi de öpücükler.

      Sil
  6. merhaba ben yeni gördüm blogunu ama çok güzel yazıların buna yorum yazdım ama 1 den başlayıp okuyacağım şimdi bol okurlu güzel yazılar diliyorum sevgiler:)
    http://sadecenilgun.blogspot.com.tr/bende beklerim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Ben takipteyim zaten ;)

      Sil
  7. Ne yani erkekler aldatır, Onur da aldattı diye oktayı affetti mi? Yazının mesajı. En başından beri okuyorum bu yazı dizisini açıkçası biraz garip buldum verdiği mesajı. Bitişi buysa bitişini. Yazını zevkle takip ettim. İyi yazar sonunda okuyucuyu şaşırtan yazardır. Bak bi yazı bi hikaye deyip geçemedim. Belli duygularla doldum ve bunları ifade ettim. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Berna, hayatı boyunca Şebnem'i kıskanmış olan korkak, pasif agresif ve de asosyal bir karakter. Güçlü kararlar alabilecek ve de kendi ayakları üstünde durabilecek bir karakter değil. O nedenle de gizliden gizliye hayranlık beslediği kardeşinin bile başına böyle bir şey gelmiş olması, kendi yediği kazığı daha kolay hazmetmesini sağlıyor. En azından şu ana kadar böyleydi. Hikayeyi başka bir kadının hikayesine bağlamayı planlıyorum zaten, becerebilirsem olayın akışı değişecek. Tabi gerçek kahramanından izin koparabilirsem.
      Sevgiler ve de değerli katkılarınız için çoook teşekkürler.

      Sil
  8. Bazen hızına yetişemesem de sıcak anlatımınla yazdığın yazıları hep okuyorum.
    Ödevimi yaptım sevgili Buzlu Kalem, mimi tamamladım. Haber vereyim istedim.
    Gönül dolusu selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar çok okunacak şey var ki, insan bir türlü yeterince zaman ayıramıyor. Ben çok şikayetçiyim bu durumdan :(
      Hemen geliyorum okumaya. Sevgiler...

      Sil
  9. ilk defa okudum yazdıklarınızı ama çok akıcı birdille yazılmış kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz. Çoook teşekkür ederim :)

      Sil
  10. Sen bilirsin ?
    Bitebilir her öykü bir gün bitecek ama sen güzel yazıyorsun ,yazarsan ben yine fırsat bulur gelir okurum.
    Şok olmadım Onur abartılı olgun davranıyordu vardı bir sorun tahminim çıktı.
    Ellerine-yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
  11. Eğer kaçırmayıp zamanın da bu yorumu yapabilseydim kesinlikle bitirmee, bu nokta da bitirmee Eliff diye yüksek sesle fikrimi beyan ederdim :). Ama zaten bitirmemişsin çok sevindim :). Heyecanla diğer bölüme geçiyorum. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  12. Soluksuz okuyorum yazdıklarınızı, çok akıcı bir dille yazılmış, asla bitmesin istiyorsunuz. Yüreğinize sağlık..

    YanıtlaSil