2 Haziran 2016 Perşembe

VEDA 26 (Oktay)

 Bezginliğimi belli etmemeye çalışarak Ömür’ü içeri buyur ettim. Girer girmez boynuma atlamıştı, hemen kapıyı kapadım. Onun burada olduğunu kimse görmemeliydi, gerek yoktu anlamsız bir gerginliğe. Yanağıma öpücük kondurup eğildi, topuklu sandaletinin bağcıklarını çözdü.  Sonra da benim yönlendirmeme fırsat bırakmaksızın hızlıca, kapısı sonuna kadar açık olan salona yöneldi. O an, hol duvarında asılı duran fotoğrafların da ancak parmağımdaki yüzük kadar önemi olduğunu anlamıştım.
  Döner paketi elimde mutfağa doğru geçerken, Ömür’e aç olup olmadığını sordum.  Yeni yediğini söyledi, memnun olmuştum. Bir bardak kola da onun için doldurdum. Paketleri olduğu gibi tepsiye, dolu iki bardağın yanına koydum. Salona geçtiğimde rahat bir şekilde üçlü koltukta oturmuş, kumanda ile kanalları kurcalıyordu. Pilleri yerlerine yerleştirmişti ancak kapak hala peteğin altında duruyordu. O an maç yorumlarını izliyor olduğumu söylemenin anlamsızlığını fark edip sustum. Zigon sehpalardan küçük olanı Ömür’ün önüne, büyük olanı da ikili koltuğun önüne çektim ve elimdeki tepsiyi büyük sehpanın üzerine bıraktım. O ise oralı değildi ve tatmin olmamış bir halde kanalları kurcalamaya devam ediyordu. Yerime oturup paketi açtım. Kolayı yudumlamadan hemen önce döner dürümünden iri bir ısırık aldım.

  Kafamda birçok soru işareti vardı ancak tek kelime bile etme isteğim yoktu. Adresimi nereden bulduğunu ve ne cesaretle evime, evimize kadar gelebildiğini sormaktan kaçınıyordum. Hırsımı dibinden sos akan döner dürümlerinden çıkardım. “A bak!” diye neredeyse çığlık attığında kafamı kaldırma gereği hissettim. “Bu şarkı süper bak, dinle.” dedi.  Daha ziyade rahatlığına hayret ederek, klibe de ufak bir bakış attıktan sonra hiçbir şey söylemeksizin yemeye devam ettim. Bozulmuş olmasını bekliyordum ama o ilgiyle klibi seyrediyor, başı ve gövdesinin üst kısmı ile de tempo tutuyordu.  Bir ara eli çantasına gitti. Sigara paketini çıkarınca, evde sigara içmediğimizi söyledim. “Bu kararı sen mi aldın eşin mi?” dedi.  Son derece sinirli bir şekilde “ne fark eder!” dedim. “Karın Ankara dışında değil mi sanki, neden bu kadar kasıyorsun? Geldiğimden beridir suratın asık, rahatla biraz. Ben her şeyi ayarladım.” dedi. Şaşkınlıktan dilim tutulmuştu. Boğazımda düğümlenen lokmanın üzerine bir yudum aldıktan sonra bunu nasıl bilebildiğini sordum. “Aradım öğrendim.” dedi. Hiddetle ayağa kalktığım an olduğu yere sindi. “Dur ya hiçbir şey sezdirmedim. Yalan söyledim. Arkadaşlarla hep beraber oturuyorduk falan dedim. Sen erken kalkmışsın, telefonunu unutmuşsun falan… Hatta teşekkür bile etti.” Tekrar yerime oturdum ama öyle sinirlenmiştim ki, paketinden bir sigara alıp yaktım. Derin bir nefes çektim. O ise anlatmaya devam ediyordu. “Ya bak, en son isteyeceğim şey; bir kadının benim yüzümden üzülmesi. Bu nedenle, sen adım atmadan ben asla bir şey yapmam. En azından onun anlamasına yönelik bir şey yapmam. Sabah hiçbir şey söylemeden çıkıp gidince, üzerinde baskı kuruyormuşum gibi hissettim. Öyle olmadığını söylemek istedim ama telefonlarıma da cevap vermedin. Konuşmam gerekiyordu, geldim. Ne zaman istersen de çıkar giderim. Söylemen yeterli.” Dedi.   Ben de burada olmasının yanlış olduğunu, şimdi gitmesi gerektiğini, benim onu arayacağımı söyledim. Kalktık, kapıya doğru gittik. Sandaletinin bağcıklarını bağlarken titreyen elleri, son derece yavaş hareket ediyordu. Benim ise öfkem geçmiş değildi. Her zaman olduğu gibi öpmek üzere bana doğru uzandığı an geri çekildim. Yükselmiş olduğu parmak uçlarında arkaya döndü ve bir şey söylemeksizin gitti. Onu bir daha görmemeyi umuyordum.

17 yorum:

  1. merhaba bloğunu yeni keşfettim ve takibe aldım bana da bekliyorum sevgilerr..

    YanıtlaSil
  2. Ay artık aklı başına gelmiş olsun, lütfen! Sinsi Ömür, sinir oldum. :D Ay yine su gibi akıp gitti ya, çok güzel yazıyorsun! Kalemine, emeğine sağlık! :) Sevgilerimle.. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :DD göreceğiz bakalım, teşekkürler ;)

      Sil
  3. Bir hikayeyi mutlu sona ulaştırmanın en kolay yolu, onu sondan başa doğru okumaktır. (:
    Malesef ki son bölümden okumaya başladım. İlk fırsatta 1. bölümden başlayacağım. (okurken sıkılmadım)
    Kalemden akan yüreğine sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında süper olur çünkü bir erkek bakış açısına ihtiyacım vardı ;)
      Bu arada henüz son değil hatta sondan çooook uzakta diyebilirim.
      Teşekkürler...

      Sil
  4. Çok düzgün bir anlatım tarzınız var. Ama ah, baştan itibaren okumak isterdim. Blogda sanki sıralı takip edemiyorum.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kısmet olur da tamamlayabilirsem baskı almayı planlıyorum. İsterseniz kitap halini de okuyabilirsiniz ;) sevgiler...

      Sil
  5. Ahaaaaa macera kaldığı yerden devam ediyor. Dr. bugün gene uçmuş döktürmüş. Lost gibi 5 sezon geç okumaya başladım ama du bakalım nolcek..
    Vay vay vayyyy.... Kola var mı sizde ?

    YanıtlaSil
  6. Oktay'ın Ömür'le imtihanı... İlk raunt Oktay'ın ama Ömür kolay kolay pes etmez gibi geliyor bana :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence karşılıklı bir sınav bu ;)

      Sil
  7. Kalemine, emeğine sağlık!
    Oktay ve ömür .... :)

    YanıtlaSil
  8. Yeter ki insan kendisine saygısını kaybetmesin,iyisi de kötüsü de çorap söküğü gibi gelir.Yazık Berna' da Sebnem'i kıskanma durumu mu var acaba ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Berna'da çok daha fazlası var ;) sevgiler...

      Sil
  9. Eğer öyleyse Allah Şebnem'e kolaylık versin işi çoook zor.Azıcıık bilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kolay gelsin, kıskanç bir insanla başa çıkmak gerçekten çok zor olur. Hele ki o, yakın ve de sevdiğimiz biri ise.

      Sil