Yıl milattan önce
yüzyirmiküsürler. Mitridat adında bir çocuk, annesinin kendisini
zehirlemesinden korkup yaşadığı şehri terk eder. Böyle söyleyince kulağa basit
ya da saçma geliyor tabi ama mantıklı bir sebebi var bu kaçışın. Bizim Mitridat'ın
babası olan 5. Mitridat, Pontus kralı. (Bizimki doğal olarak 6.
Mitridat oluyor) Günlerden bir gün zehirlenip ölüyor. Karısı ise 6. Mitridat'ı
hiç sevmediğinden diğer oğlu Chrestus (Krestus)'u tahta geçiriyor.
O gün bugün
6. Mitridat, zehirlenme paronayası ile köşe bucak kaçıyor. Ormanlarda,
dağlarda yaşıyor. Kendini fiziksel olarak geliştiriyor. Panzehirler üretiyor.
Bir nevi zehir biliminde çağ atlıyor. Tabi Mitridat’ı bu kadar ünlü yapan,
hatta literatüre "Mithridatizm" terimini kazandıran en akla zarar
iddia; aldığı düşük dozda zehirler ile zehirlenmeye karşı direnç geliştirmiş
olması. Hatta söylentiye göre bu konuda o kadar iyi bir duruma gelmiş ki kendi
istediği halde kendini zehirletememiştir. Neyse ona da az sonra geleceğim.
Bu şekilde
yedi yıllık bir kaçıştan sonra biraz da taraftar edinip güçlenen 6. Mitridat,
krallığa geri dönüyor. Kardeşi Krestus'u öldürtüyor, annesi Laodice
(Laodis)'i zindana attırıyor. Sonra da 16 yaşındaki kızkardeşi Laodice (Laodis) ile de evleniyor. (O zamanlar
tahtı meşru kılmak ve güçlendirmek için kardeşler arası evlilik normal
karşılanıyor tabi. Bir de krallıkta başka ad yok. Erkeklere kısaca Mitridat,
kızlara da Laodis deniyor)
Zamanla güçlenen kral, Roma İmparatorluğuna bildiğin kafa tutmaya
başlıyor. Çok ayrıntıya girmeyeceğim, ben magazin kısmındayım, birçok Romalı
komutanı bozguna uğratıyor. Hatta bu sırada oğlu Machares' ten de yardım istiyor
ancak beklediği yardım gelmeyince yeniliyor. Oğlunu idam ettiriyor. Adamdaki
kadere bak, diğer oğlu da Romalılar tarafında saf tutunca bu sefer ciddi bir
bozguna uğruyor. Esir düşüp rezil rüsva olmak istemediğinden kendini
zehirlemeye çalışıyor ama hiç bir zehir onu öldürmeye yetmiyor. O da en yakın
arkadaşı Bituitus' tan kafasını kesmesini istiyor.
Magazin, tarih, farmakoloji ve zehir bilimi dedik. Biraz da kültür ve
sanat diyelim. Öncelikle Pontus Devleti, içerisinde çok sayıda etnik grup ve
kültür barındıran bir devlet. Biraz bu sebeple biraz da zekadan olacak, 6.
Mitridat' ın kimi yerde 8 kimi yerde 18 farklı dili bildiği söyleniyor. 22 dil
bildiğini yazan bazı şaibeli kaynaklar bile mevcut.
Roma gibi dönemin güçlü bir
devleti ile karşı karşıya gelişi, cesareti ve sıradışı hayatı ile adını tarihe
yazdırmış bir kral olarak birçok sanatçıya da ilham oluyor. Örneğin Mozart. Henüz 14 yaşındayken İtalya turu
esnasında 6.Mitridat’ın son günlerini konu alan bir opera besteliyor. Ben tek
tek yazmayacağım, dilerseniz buradan operanın ayrıntılı tanıtımına, buradan da gösterinin tamamına ulaşabilirsiniz. Ayrıca Cemal Süreyya’nın Tabanca adlı şiirinin ilk dörtlüğünde şu şekilde adı geçiyor;
“Sigara içenlere ateş etmeyiniz
Evli bir kadınla rakı içerken
Rozet gibi göğsüne takmış cesaretini
Ben Mitridat'tan sözettim siz etmeyiniz”
Gelgelelim benim çıkış noktam olan Kurul Kalesi’ne. Kurban bayramı tatili nedeniyle Ordu’dayım. Bir iki haftadır televizyon ve radyo kanallarında; Kurul Kalesi kazıları esnasında Ana Tanrıça (Kybele) Kibele Heykeli bulunduğuna dair haberler yer alıyordu. Ben de biraz araştırma yaptım. Baktım bu kale sadece on kilometre uzağımda, neden gidip görmüyorum da evde kös kös oturuyorum deyip topladım herkesi, düştük yola. Önce Ulubey Yolu’na girdik. Sonra, etraftaki “Kurul Kalesi” tabelalarını takip ederek fındık bahçelerinin arasındaki bol virajlı asfalt yolda, sürekli tırmanmak suretiyle, kurul kayasının eteklerine kadar çıktık. Bir noktadan sonra araçla geçiş yasak. Arabayı park ettikten sonra yaklaşık iki yüz metre yürümeniz, ardından da yüz küsür basamaklı şu aşağıdaki merdiveni tırmanmanız gerekiyor.
Bir de bu basamaklarda bizi biraz irice bir ufaklık karşılıyor. O da nasıl olur diye sormayın, işte oğlum gösteriyor.

Girişteki tabelada Kurul Kalesi’nin tarihinden bahsedilmekte. Altta fotoğrafını koydum, dilerseniz okuyabilirsiniz. Ben ayrıca yazıp da laf kalabalığı yapmak istemiyorum (tembellikten değil yani ;))
Burada da yazdığı gibi, kazılar aslında 2010’da başlamış. Peki kim mi yapmış bu kaleyi? Sıkı durun, tabi ki de bizim meşhur kral 6. Mithridates. Şu ana kadar hiç gidip de gezmemiş olmak benim ayıbım, buna rağmen Kibele Heykeli'ni yerinde görebilmiş olmak da hediyem olsun. Şayet, bayramdan sonra heykelin kaleden alınıp, müzeye kaldırılacağı söyleniyor. Yani zamanlama gerçekten de müthiş olmuş.
Neyse yazacaklarım buraya kadardı. Kalanını da fotoğraflar anlatsın. Bu arada manzaraya da dikkat lütfen.
Bu arada dün hazırladığım
bu yazıyı yayınlamadan hemen önce, büyük sanatçı Tarık Akan’ın vefat ettiği
haberini duydum. Çok üzgünüm. Mekanı cennet olsun diyorum.




















