23 Mayıs 2016 Pazartesi

VEDA 21 (Oktay)

 Gün ışığı, açılmamakta direnen göz kapaklarımda eriyerek göz bebeklerimi yakıyordu. Kafamı nispeten karanlık olan diğer tarafa çevirip gözlerimi aralamaya çalıştım. Anlık bir izleniyor hissine karşın, yalnızca kapalı bir çift göz ile karşılaşmıştım. Önceki günden kalma makyajın, yanaklardan aşağı doğru uzanan bir hat üzerinden akıp, ağız köşesinde biriktiği bir surata aitti bu gözler. Yataktan doğruldum, odanın içerisinde dağılmış olan kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Tuvalete gittim. Çişimi yaptıktan sonra, köşesi çatlamış küçük bir tekneye sahip lavaboda yüzümü yıkadım. Yer yer sırrı incelmiş ya da dökülmüş aynaya bakıp, ellerimin ıslaklığıyla saçlarımı düzelttim. Küf ve kedi idrarı kokusunun birbirine karıştığı evin beton merdivenlerinden indim, kedilerle dolu ön bahçeden geçip, arabama bindim. Bahçesinin önüne park ettiğim komşu evin kapı önünde, siyah dolaşık saçlı ve sivilcelerle dolu ince, uzun suratlı bir kız çekirdek çitliyordu. Onun dik bakışlarına nazaran ilgisiz bir bakış fırlattıktan sonra sigaramı yaktım, arabayı çalıştırdım, radyoda Ankara havası çalmaya başlamıştı, gazlayıp oradan ayrıldım.
   Eve varır varmaz duşa girmiştim. Ne kadar yıkanırsam yıkanayım, üzerime sinen o rahatsız edici kokulardan kurtulamıyordum.  Kokunun burnuma işlemiş olduğunu, zamanla geçeceğini fark ettiğim zaman bir kez daha liflenmekten vazgeçtim. Güzelce durulandıktan sonra duş kabinin üzerinden sarkan havluyu çekip, belime geçirdim. Mutfağa gittim. Çaydanlığa su koyup, kaynamaya bıraktım. 
  Dolaptan üç tane yumurta ile iki iri domates alıp tezgahın üzerine koydum. Tereyağı kasesinden tavaya sıyırdığım bolca tereyağı çoktan erimeye başlamıştı. Bu sırada üstünkörü doğradığım biberleri tavaya döktüm. Domatesleri de soyup kesme tahtasında doğradıktan sonra bıçağın kenarıyla biberlerin yanına ittirdim. Çaydanlıktaki su fokurduyordu. Çekmeceden aldığım dökme çaydan üç kaşık koyduktan sonra kaynayan suyun bir kısmını demliğe aktardım. İçeri gidip üzerime temiz bir şeyler geçirdim ve bir sigara yakıp mutfağa girdim. Sigara kokusu sinmesin diye pencere ile balkon kapısını açtım. Telefon çalıyordu, bakmadım. Yumurtaları tavaya, domateslerin üzerine kırıp, tuz da serptikten sonra kabaca karıştırdım, kapağı kapattım. Sevmiyordum yumurta akının vıcık vıcıklığını.
   Menemen tavası ile bir bardak çayı alıp balkondaki tozlu masanın üzerine koydum. Tekrar mutfağa girip, eve gelirken fırından aldığım taze ekmek somunlarının olduğu poşet ile balkona geri döndüm. Sandalyeye oturduğum sırada çatal getirmediğimi fark ettiğimden söylenerek belki hiç kullanmayacağım o çatalı almak için kalktım. Kullanmadım. Menemeni, ekmek bana bana, tavanın dibi tertemiz olana dek sıyırarak yemiştim.

    İkinci bardak çayımı koydum, bir de sigara yakıp, internete girmek üzere telefonu elime aldım. Beş cevapsız arama ile bir de mesaj vardı. Aramaların dördü Ömür’den, biri de bilmediğim bir numaradandı. Mesaja baktım. “İyi misin?” yazıyordu. Neden kötü olmam gerektiğini anlamamıştım. Geceye dair hatırlamadığım hiçbir şey yoktu. Müzik sesinin rahatsız edici yüksekliği ve kalabalık barın insan gürültüsü kulaklarımdaydı hala. Heyecandan oldukça uzak öpüşmelerimizin tatsızlığı, çıkışta Ömür’ü bırakmak üzere evine gidişte, kapıdan dönmeyişim ve gece. Hayır. Kötü olacak bir şey yoktu. 

Devam edecek ;)

22 yorum:

  1. O koku üstünden çıkmasın inşallah oktay bey!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Oktaylar nefret edecek benden :))

      Sil
  2. Çok güzel yine canım.Bekliyorum.Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :)) sevgiler

      Sil
  3. Anlatımınız çok güzeldi çabucak bitti,devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
  4. İlk cümlenizle sanatınızı konuşturmuşsunuz:)

    YanıtlaSil
  5. Sade, yalın bir dille günlük hayattan bir kesit. Akıcı bir dil, okurken sürüklüyor insanı. Ve sonrasını düşündürüyor, merak ettiriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler ve de sevgiler :))

      Sil
  6. Oktay'a o kadar sinir oldum ki... Neyse devamını okumadan hanımefendiliğimi koruyup bir şey demeyeceğim. :D Yine çok güzel bir bölüm olmuş valla, kalemine sağlık! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :DD değmez bence de
      Teşekkürler ve de sevgiler ;)

      Sil
  7. Baştan başladım düşüncelerimi her satırda paylaştım.Biriktirip okumalıyım kitap gibi betimlemeler o kadar güzel ve yalın ki öyle çok betimlemeleri sevmeyen ben hiç sıkılmadan okuyorum diger bloglara zaman ayıramadım neyse telafi ederim değdi.Sade,yalın akıcı bir diliniz var tebrikler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler :)
      Böyle güzel yorumlar aldıkça keşke sadece yazmaya ayırabileceğim daha çok zamanım olsa da bir çırpıda bitirebilsem diyorum ama ancak böyle parça parça yazabiliyorum.
      Sevgiler ;)

      Sil
  8. uzun bir veda diyosoooon :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bundan sonraki bölümlerin arkasına "bitmez" mi yazsam acaba ;)

      Sil
  9. bitmeyen veda. bitmeyen senfoni bitmeyen kavga var bi deeee artııık frozen pen'den unfinished goodbye :) madem bi de son yazısımı okusan yaaaa noooluuur :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okudum ben onu, sırıtma etkisi hala yüzümde ;) hele o son cümle :)))

      Sil
  10. Bu cümlenin güzelliği nedir arkadaşımmmmm :))))

    "Gün ışığı, açılmamakta direnen göz kapaklarımda eriyerek göz bebeklerimi yakıyordu"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son zamanlarda ışığı görmeden uyandığımızdan (çocuktan ötürü) özlemişimdir o hissi, ondandır yani :))

      Sil